Home » Bilim ve Teknoloji » Gen Dopingi ve Yenilmez Sporcular

Gen Dopingi ve Yenilmez Sporcular

İnsan, tarih boyunca bedensel ve ruhsal sınırlarını aşmaya çalışmış, yetenek ve becerilerini geliştirmeye uğraşmış, bunun için de takviye edici maddelere ve dopinge başvurmuştur. Kahve, koka, ginseng, haşhaş ve esrar bilinen en eski uyarıcılardır. Esrar, Çinlilerce 5000 yıl önce de kullanılıyordu. Daha hızlı, daha yüksek, daha güçlü. Atletler daha hızlı koşmak, daha yükseğe sıçramak ve daha güçlü olmak için tarih boyunca mutlaka bir yol buldular. Antik Olimpiyatlar çağında, MÖ VI. yüzyılda sporcular daha güçlü olup yarış kazanmak için fazla et yerdi. Atlama sporcuları keçi etini, atıcılar sığır etini tercih ediyordu. 


1896 yılında başlayan olimpiyat sporları dostluğun, dürüstlüğün ve centilmenliğin simgesi. Buna “olimpiyat ruhu” deniyor. Bu sporlar vücudun yanı sıra zihni, iradeyi ve ruhu da güçlendiriyor. Ancak işin ucunda her sporcunun rüyası olan olimpiyat madalyası, dünya çapında üne kavuşmak ve milyon dolarlık reklam anlaşmaları olunca, bazen olimpiyat ruhu unutulup yanlış yollara sapılabiliyor. 


Yapılan bir ankete göre sporcuların % 60’ı son 6 ayda doping yaptığını kabul ederken % 75’i dopingin vücuda zarar verdiğini kabul ediyor. Yani bile bile zararlı madde kullanıyorlar. Etik kurallara ve centilmenliğe aykırı olduğu biliniyor, ama dopingden vazgeçilmiyor; çünkü işin ucunda ün ve para gibi insanın hoşuna giden şeyler var. Bunlar hırsla birleşince doping de kaçınılmaz oluyor. Hayal kırıklığı oluştursa da hemen hemen her spor organizasyonunda bir doping skandalıyla karşılaşmak artık sıradan hale geldi. Dopingi engellemek pek de mümkün görünmüyor. 
Kayıtlara geçen ilk doping olayı 1865 tarihli yüzme müsabakasından. Aynı yılda maratonda ve bisiklette de doping yapıldığı kayıtlara geçmiştir. 1904 Saint-Louis Olimpiyatları’nda ABD’li Thomas Hicks, maraton yarışını herkesin gözü önünde yaptırdığı iki striknin iğnesi sayesinde kazanır! II. Dünya Savaşı sı rasında ise yorgunluklarını gidermek için pilotlara bizzat ordu tarafından amfetamin verildiği biliniyor. 
Özellikle 2004 Atina ve 2008 Pekin olimpiyatlarında başta halter gibi güce dayalı sporlar olmak üzere pek çok doping vakası ile karşılaşıldı. 2004 Atina Olimpiyatları’nda sporculardan alınan 2815 örnekten 26’sında doping tespit edildi. Tespit edilemeyenler ise bir sır. 
Yarışmanın bitiminde veya sonuçların bildirilmesinden sonra doping kontrolü yapılacak sporcuya organizasyon komitesinin bir gözlemcisi tarafından bir belge verilir. Sporcu en kısa sürede doping kontrol merkezine başvurmak zorundadır. Yasak olan yüzlerce ilaç ve bu ilaçların parçalanmış ürünlerinin idrarda ve kanda araştırılması için gaz kromatografisi, yüksek basınçlı sıvı kromatografisi ve spektrometrik ölçümler gibi karmaşık biyokimyasal analizler gerekir. Örnekte doping maddesi olsa da çeşitli nedenlerle her zaman saptanamayabilir veya her zaman sporcudan doping için örnek istenmeyebilir.
Belçikalı bisikletçi Eddy Merckx’in tam bir doping ürünü olduğu artık biliniyor. 1988 Seul Olimpiyatları’nda yaşanan Ben Johnson olayı, doping konusunda artık harekete geçilmesi gerektiğini kanıtlamıştır. O olimpiyatlar sırasında SSCB’nin gizli bir laboratuvar oluşturduğu, her yarışmadan önce kendi sporcularına bir son dakika kontrolu yaptığı ve sadece temiz çıkanları yarışmalara soktuğu sonradan öğrenilmiştir.
En ünlü doping skandalını hatırlayalım: Naim Süleymanoğlu’nun altın madalya aldığı 1988 Seul Olimpiyatları’nda Ben Johnson 100 metrede dünya rekoru kırmasına rağmen doping yaptığı için diskalifiye edildi. Rekoru kayıtlardan çıkarılan Jonhson’un altın madalyası Amerikalı Carl Lewis’e verildi. İdrarında stanozol maddesi tespit edilen Johnson, ayrıca dianabol, testosteron ve büyüme hormonu da kullandığını itiraf etti. Benzer şekilde Macar atlet Robert Fazekas, 2004’teki etkinliklerde erkekler disk atmada olimpiyat rekoru kırdı, ancak yarış sonrası “anti-doping kurallarını ihlal ettiği” açıklanarak altın madalyası ve rekoru geri alındı. 


2000 Sidney Olimpiyatları’nda ise daha da ilginç bir şey oldu. Antonio Pettigrew’un EPO maddesi kullanarak doping yaptığı 2008 yılında anlaşıldı. 4×100 metre bayrak yarışında dünya rekoru kıran ABD takımı 8 yıl sonra diskalifiye edilerek madalyaları geri alındı, yani ancak takım 8 yıl boyunca olimpiyat şampiyonluğunun tadını çıkardıktan sonra! 


1600 metreyi 4 dakikanın altında koşan ilk atlet Roger Bannister’a ait olan “sporcular eşit doğmaz” ifadesi tartışmalı olmakla birlikte, insanların etnik kökenleri bazen avantaj sağlayabilir. Örneğin Batı Afrikalı koşucular kısa mesafelerde başarılı iken Doğu Afrikalı koşucular maratonda başarılıdır. Asyalılar ise yüzmede başarılıdır. 


Ama bir de doğuştan dopingli olanlar var! Finlandiyalı kayakçı Eero Mantyranta bunlardan biri. Spor tarihinde özel bir yeri var. 1964’te Avusturya’nın Innsbruck kentinde yapılan olimpiyatların şampiyonu Mantyranta’nın EPO reseptör geninde normal insanlarda olmayan bir farklılık var. Mantyranta’da doğal bir şekilde oluşan genetik mutasyon, daha fazla miktarda kırmızı kan hücresi üretimine yol açıyor. Yani daha fazla miktardaki kırmızı kan hücresi akciğerlerden dokulara daha fazla oksijen taşıyor. Bu da sporcu dayanıklılığında ve oksijen taşıma kapasitesinde % 25’lik bir artışa yol açıyor. 

Performansı artıran bir diğer doğal gen, myostatin. Myostatin geninde mutasyon olan canlılar daha iri ve kaslı olur. Bu genin kusurlu olması, erken yaşlarda çok güçlü kaslara sahip olunması sonucunu doğurur. 
Myostatin nasıl çalışır? İnsan dna sında 23 çift kromozom var. Her bir kromozomun içinde de yaklaşık 20000 tane gen var. 2. kromozomda yer alan myostatin geni 1997 yılında bulundu. Normal durumlarda myostatin hücre büyümesini ve farklılaşmasını engelleyerek kaslarımızın aşırı ve dengesiz büyümesini önler.  Ancak myostatin geninde mutasyon ile bir kusur olursa, myostatin önleme görevini yapamaz. Kaslar orantısız ve kontrolsüz olarak aşırı büyür. 


Resimde myostatin geni engellenmiş bir boğa ve myostatin geninde doğuştan kusur olan 7 aylık bir bebek görülüyor. Myostatin, iskelet kaslarının büyümesini ters yönde kontrol eden bir gen. Kasların aşırı ve dengesiz büyümesini engelliyor. Kaslar etkileyici görünseler de güç üretmekte sorun yaşanıyor. 


Geleceğin sporcularında da Mantyranta’nın genlerindeki doğal mutasyon gibi gen değişimleri olacaktır. Bu yüzden sporla uğraşmak isteyenlerin, atletlerin, askerlerin ve futbolcuların fiziksel kapasitelerinde rol alan genlerin tespiti önemlidir.


Bu tür genetik hastalıklar gen tedavisini zorunlu hale getiriyor. Gen tedavisi, tedavi edilemeyen kalıtsal hastalıklarda kullanılan bir yöntem. Vücutta olmayan veya düzeyi düşük olan bir proteinin düzeyi, gen tedavisi ile normal hale getirilmeye çalışılıyor. 


Teknolojinin gelişmesi ve Gen tedavisinde katedilen yol, eski doping yöntemlerinin yavaş yavaş gündemden düşmesine, ve hastalara uygulanan gen tedavisinin sağlıklı kişilerde kullanılmasına,  yani gen dopingine dönüşüyor. Hem daha etkili hem de tespit edilmesi daha zor. 
Gen dopinginde, gen tedavisinin aksine sağlıklı kişilere gen aktarılır. Tedavi için geliştirilmiş bir yöntem olmasına karşın, gen dopingi sağlıklı sporcularda performans artırmak amacıyla kullanılır. Amaç tedavi değil, güç ve üstünlük kazanmaktır. Performansı etkileyecek gen, sporcunun vücuduna taşıyıcı vektörlerle verilir. En çok kullanılan taşıyıcılar retrovirüs, adenovirüs ve lentivirüslerdir.


İki fare üzerinde uygulanan bir testte farelerden birine dayanıklığı arttıran bir gen tedavisi uygulanıyor ve genetiği ile oynanan fare diğer fareye göre iki kat daha fazla koşabiliyor. Bir başka deneyde vücut kaslarını geliştirip güçlendiren gen tedavisi uygulanan fareler Arnold Tarzı süper farelere dönüştüler.


Yeni bir alan olan bireysel tıp, bu konuyla ilgileniyor. Genetik tarama testleri ile kişiye özel spor dalı seçiminde ve kişiye özel antrenman programlarının düzenlenmesinde, bireysel tıbbın büyük katkısı olacaktır. Kişinin kas yapısına, performans genlerine ve hücresel metabolizma belirteçlerine bakarak “yüzücü olmak istiyorsun, ama maratoncu olman daha iyi olacak” veya “omuz kaslarındaki hızlı lif oranı iyi, ciritçi olman seni daha avantajlı kılar” türünden tavsiyeler verildiğini duyar hale geleceğiz. Belki de bu genetik gelişmelerle beraber futbol sahalarında sıkça görmeye başladığımız ani kalp krizleri ve genç sporcu ölümlerinin de önüne geçilebilecek.


Şu an için gen dopinginde kullanılabilecek, atletlerin performansını artırmada rol alan 200 civarında gen biliniyor. Bu genler özellikle daha fazla oksijen taşınmasının sağlanması, kalp-damar, kas-iskelet ve solunum sistemi ile ilgili olanlar.  Bu genlerden birini yarışma öncesi sporcuya zerkederek hızını ve dayanıklılığını artırabilirsiniz. Şimdilik bilim kurgu olarak kalsa da, örneğin doğacak çocuğunuzun ileride usta bir tenisçi veya yüzmede olimpiyat şampiyonu olmasını isterseniz, uygun genleri daha doğmadan çocuğunuza verebilirsiniz. Bir boğa kadar güçlü kasları olsun derseniz de myostatin genini alırsınız, olur biter! Bu tür işlemlere genetik makyaj deniyor. “Maraton koşacağım, bacak kaslarıma biraz genetik estetik yaptırayım. Maratonda fazla oksijene ihtiyacım olacak, biraz genetik dopingle EPO hormonu alayım ki, kanımda daha fazla alyuvar dolaşsın.” İşte artık sporcular arasında bu türden uygulamalar yapılıyor. 


Zaferlerin getirisi ani ölüm olabilir. İlk olimpiyatlarda doping amaçlı ilaç kullanılması yasak değildi. Hatta 1904 Yaz Olimpiyatları’nda maratonu kazanan Thomas Hickss’e yarış içinde antrenörü tarafından güçlendirici ilaçlar verildiği biliniyor. Ancak dopingin spor ruhuna aykırı olması, sağlık problemlerine ve hatta ölüme yol açması sebebiyle yasaklanması gecikmedi. Olimpiyat tarihinin belki de en dramatik olaylarında biri 1960 Yaz Olimpiyatları’nda gerçekleşti. Danimarkalı bisikletçi Knut Enemark Jensen yarış sırasında bisikletten düşerek öldü. Daha sonra ölümünün, kullandığı doping ilaçlarından kaynaklandığı ortaya çıktı. Bir adım daha fazla atmak, çizgiyi ilk geçen olmak, rekor kırmak ve altın madalyayı kapmak amacıyla, atletler canları pahasına çaba harcıyor. Birçok genç sporcu sahanın ortasında, müsabaka sırasında hayatını kaybediyor.


Gen dopinginin çok çeşitli riskleri var. Bunlardan bazıları gen aktarımında kullanılan virüs vektörlerine karşı şiddetli bağışıklık cevabı oluşması, vücudun genetiği değiştirilmiş proteine istenmeyen tepkiler vermesi ve beklenmeyen mutasyondur. Gen ürünleriyle ilişkili diğer riskler hayvan modellerinde gözlemlenmiştir. Örneğin “süper fare” modelinde, yüksek derecede hiperaktivite ve agresif davranışların arttığı gözlenmiştir. Yine hayvan modellerinde, fazla EPO hormonunun kanın akışkanlığını artırarak kalp fonksiyon bozukluklarına yol açabildiği görülmüştür. Bu durumda kalp krizi ve felçler bile olabilir. IGF hormonunun kullanımı ya da myostatininazalması kasta değişimlere neden olur. Kaslar orantı sız olarak güçlenir, tendonları çevreler ve kemiklerde kırılmaya ve kaslarda yırtılmaya neden olabilir. Hücre büyümesinin anormal bir şekilde düzenlenmesi, büyüme faktörlerinin aşırı birikmesi hücrelerde zehirlenme ve kanserleşme riskini artırabilir. Kısırlık bir diğer yan etki olabilir.

 
2018 yılında emriyolarında gen tedavisi yapılan, dünyanın genetiği düzenlenmiş ilk iki bebeği hayata gözlerini açtı. Uygulanan tedavi sayesinde Bu bebekler Hiv virüsüne karşı bağışıklı olarak doğdular ve onlardan doğacak olan çocuklarda bu virüse karşı bağışıklı olacaklar. Yaşanan bu gelişmeler ilerde genetiği tamamen tasarlanmış süper insanların geliştirilmesine doğru ilerliyor. Yani filmlerde izlediğimiz süper insanlar bir gün olimpiyat yarışlarında veya savaşlarda yenilmez askerler olarak karşımıza çıkabilir.


Normalde dopingin tespiti için doğrudan ve dolaylı olmak üzere iki yöntem var. Doğrudan yöntem alınan doping maddesinin tespit edilmesine yönelik, dolaylı yöntem ise kişinin kan ve idrar gibi biyolojik örneklerinin incelenmesine dayanır.

 
Gen dopingini fark etmek ise şu an için hayli zor. Araştırmacılar gen dopingi yapan sporcuları yakalayacak testler üzerine çalışıyor. Yani tıpkı bilgisayar virüslerinde olduğu gibi sporcular önce doping yapıyor, sonra araştırmacılar nasıl bir doping yapıldığını anlamaya ve tespit yöntemleri geliştirmeye çalışıyor. Ama her olimpiyatta yeni bir doping maddesi gündeme geliyor.


Sporcuların gen ifadesi ya da haberci RNA miktarları ölçülebilir. Son yıllarda mikro RNA’lar da gündemde. Ama henüz gen dopingini tespit etmenin kesin ve güvenilir bir yöntemi yok. 2020 Tokyo Olimpiyatları’nda gen dopingi yapanlar muhtemelen tespit edilemeyecek. Fakat bu konuda geniş çaplı çalışmalar devam ediyor. Bu çalışmalar proteinlerdeki yapısal değişimlerin tespiti, aktarımda kullanılan aracılara karşı bağışıklık sistemi cevabının değerlendirilmesi, DNA çip teknolojileri, gen ifade profilleri ve DNA barkodlarının kullanımı konularında yürütülüyor. Tespit yöntemlerinin hızlı ve güvenilir olması gerekiyor. Kandan tespiti zor olmakla birlikte, kas biyopsisi doping tespitinde daha hassastır ancak pratik değildir. 


Dünya Doping Ajansı son yıllarda “atlet pasaportu” adlı bir uygulama başlattı. Kanda daha önce izlenen birkaç belirteç yerine, kan testlerinde kullanılan 10’dan fazla belirteç aynı anda düzenli olarak izleniyor. Bu şekilde bir sporcunun dopingli olduğu ve dopingli olmadığı zamanlardaki fark araştırılarak doping kullanımı tespit ediliyor. “Atlet pasaportu”, sporcunun biyolojik parmak izi gibidir.  Biyolojik pasaport. Kanda oksijen taşıyıcı molekül olan hemoglobin değeri. Kırmızı çizgiler üst ve alt değerleri gösteriyor. Sağlıklı sporcunun ölçülen değerleri ise bu sınırlar arasında. Kişi ya hasta ya da doping yapmış şeklinde düşünülüyor. Ortadaki yeşil renkli değerlerde anormal oynamalar var. Hemoglobinin yanı sıra alyuvar sayısı ve beyaz kan hücre sayısı gibi on ayrı parametre farklı zamanlarda ölçülerek pasaport profili çıkarılıyor.


Bizler sahalarda atletleri alkışlarken, aslında belki de genetik gelişmeleri ve araştırmacı bilim adamlarını alkışlıyoruz. 2000 yıl önce Maraton Platosu’ndan Atina’ya kadar 42 kilometreyi hızlıca koşan, nefes nefese müjdeyi verdikten sonra oracıkta düşüp ölen Pheidippides, bu gelişmeleri görse ne derdi acaba? 

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

About

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*